Okur mektubu

akmerkez-aoGülüş Hanım,

Size son kitabınızın bendeki etkisini anlatmak istiyorum. (…) Tam da “Rol modeli olmayan nesil” olduğum için (anneme göre bu onun anneliğini beğenmediğim için) okudum. Hayatı boyunca çocukları çok sevmiş, çocuklara sevdalı biri olarak okumam gerektiğini anlamıştım kendi içime yaptığım yolculuklarda. Yaralarımın farkında biriydim çünkü. Annemin ve babamın bende açmış olduğu yaraları biliyordum ama olaylara bağlıyordum o zamanlar. Yani “Şöyle olmuştu, şöyle demişti bu yüzden ben böyleyim” gibi. Eşimle tartışır, enine boyuna hikâyemizi ölçer, tartardık. Yaralarımıza basardık. İyileşsin diye. Sözler verirdik “Biz bunları yapmayacağız” diye.

Anladım ki, spesifik olaylar değildi benim yaralarımın nedeni, bütün çocukluğuma yayılmış bir değersizlik hissiydi. Ödül-ceza yöntemiydi, dinlenmemiş, anlaşılmamış, sürekli emir verilmiş olmaktı. En nihayetinde sürekli duyguları inkâr edilmiş bir nesildik biz! Ve bu döngüyü kırmalıydık ebeveyn olarak.

Sonra ben hamile kaldım. Tam 3 ay araştırdım. Ne okumalıyım, nereden başlamalıyım, ben çocukları nasıl anlayabilirim diye. Sabiha Paktuna Keskin serisi ile başladım, sonra Naomi Aldort ile tanıştım, onun kitabının referansları ben Faber ve Mazlish’e yönlendirdi. Pam Leo, Harvey Karp, Maria Montessori, Sears’lar derken kendimi “Daha Sade Bir Hayat” derken buldum. Kitabınızda bahsettiğiniz tüm ekollerde kendimi aradım durdum. En nihayetinde vardığım sonuç, meselenin o etiket bu terim olmadığıydı…
Mesele çocuğa saygı idi.
Dinlemekti.
Yalnız çocuğu değil, başkalarını da, duyguları inkâr etmeden dinlemek ve anlamaktı.

anneliginotesinde4Bizim kültürümüzde yapılmayan bir şeydi bu. Bizim yaşamadığımız bir şey. Ve bir anda aydınlandı geçmişimin yaraları. Anladım ki, spesifik olaylar değildi benim yaralarımın nedeni, bütün çocukluğuma yayılmış bir değersizlik hissiydi. Ödül-ceza yöntemiydi, dinlenmemiş, anlaşılmamış, sürekli emir verilmiş olmaktı. En nihayetinde sürekli duyguları inkâr edilmiş bir nesildik biz! Ve bu döngüyü kırmalıydık ebeveyn olarak.

Doğumdan hemen önce Emzirme Sanatını okudum. Aslında birçok açıdan iyi ki okumuşum. Çünkü benim kendi fiziksel sorunlarım nedeni ile emzirmede zorluk çektim. Hatta bir La Leche League lideri ile bile görüştüm ve sağ olsun bana çok ama çok yardımı dokundu. Kızımı emzirebildim. Her kadının bedeni farklı. Benim emzirme sorunlarıma annem yardımcı olamadı ne yazık ki. Biraz da lohusalık bunalımı vardı, annemle iletişim bozukluğu vardı. Başka bir sese ihtiyacım vardı ve bu lider bize evinin kapısını açtı iki gün boyunca.

Ve içimdeki ses yeniden “Bu SENİN ihtiyacın mı, yoksa KIZININ mı?” diye sorup, daha doğru adımlar atmamı sağladı. Kızımı nasıl uyutmaya alıştırırsam, tabii ki o şekle ihtiyaç duyacaktı. Benimle birlikte uyumak onun bir ihtiyacı değildi, benim yarattığım bir alışkanlıktı.

Lohusalığın, gözümün ve zihnimin önündeki pusu ikinci ayın sonunda kalkmaya başladığında artık ben kızına âşık bir anneydim. Pus kalktığında ise kendimi birden “Doğal Ebeveyn” buldum. Bu şekilde adlandırmak durumu özetler diye düşündüğüm için “Doğal ebeveyn” diyorum. İçimdeki anaçlık duygusu, kızımın bana tartışmasız muhtaçlığı, ona yakınlığım ve onun tarafından sevilme arzum beni buna kendiliğinden itmişti. Tereddüte düştüğüm zamanlarda Sears’ların sesi konuşuyordu içimden ve beni rahatlatıyordu. İçimdeki ses artık kızımın ihtiyaçlarına değil, benim ihtiyaçlarıma hizmet eder olmuştu. Kızıma, kızımın ihtiyacından fazla yakın olmak ihtiyacım ağır basıyordu.

Derken sizin kitabınıza tanıştım. Beni çarptı, silkeledi, kendime getirdi. Ve içimdeki ses yeniden “Bu yaptığın senin ihtiyacın mı, yoksa kızının mı?” diye sorup, daha doğru adımlar atmamı sağladı. Okuduklarımdan öğrendiğim, ancak bir süreliğine zihnimin derinliklerine ittiğim şeyleri yeniden görebilmeye başladım. Örneğin uyku alışkanlığı! Kızımı nasıl uyutmaya alıştırırsam, tabii ki o şekle ihtiyaç duyacaktı. Uyku arkadaşına alışması gibi… Benimle birlikte uyumak onun bir ihtiyacı değildi, benim yarattığım bir alışkanlıktı.

Eğer emzirmeyi başaramasaydım sanırım bunalımda olacaktım. Çünkü bir anlamda emziremezsem asla tam anne olamayacaktım. Ya da kızımı ağlatırsam!

Sears’ın kitaplarının dili çok yalın aslında. Anlaşılabilir ve temelde size çok kolay önerilerde bulunuyor çocuğunuzla bağ kurmak için. “Zararsız” öneriler. Ancak öyle bir üslupla yazılmış ki… Anne olduğunuzda eğer çocukla o anlatılan yakınlıkta olmazsanız bir şeyler eksik kalacak diye çok korkuyorsunuz. Çocuğunuz sizi daha az sevecek sanıyorsunuz. Aynı gizli üslup “Emzirme Sanatı”nda da mevcut. Eğer emzirmeyi başaramasaydım sanırım bunalımda olacaktım. Çünkü bir anlamda emziremezsem asla tam anne olamayacaktım. Ya da kızımı ağlatırsam! Sürekli bir endişe hali kapladı içimi: Ağladı, uyuyamadı, gazı var, huysuz… Beni sevmiyor mu? Ağlattım onu… Artık beni sevmeyecek mi?

Değersizlik hissi ile yetişmiş, kendinin değerini başkalarının ona karşı davranışları üzerinden hissetmeye çalışan, değerli olduğunu sevilirse, hizmet görürse, görünür, dinlenir olursa anlayan nesil… Kendi çocuğu olduğunda, çaresizce çocuğu tarafından da sevilmek istiyor demek ki..! Benim hikâyem buydu en azından.

Dediğim gibi, kitap beni silkeledi. Döngüyü kırmaktan uzaklaşıyordum ki, gitmek istediğim yola yeniden soktu. Bu nedenle size bir teşekkürü borç bilirim.

Değersizlik hissi ile yetişmiş, kendinin değerini başkalarının ona karşı davranışları üzerinden hissetmeye çalışan, değerli olduğunu sevilirse, hizmet görürse, görünür, dinlenir olursa anlayan nesil… Kendi çocuğu olduğunda, çaresizce çocuğu tarafından da sevilmek istiyor demek ki!

Dengeli bir annelik, benim yapmaya çalıştığım. Bebeğime, onun küçücük bedenine saygılı, onun minik aklına, kalbine saygılı bir annelik. Şükür ki babamız da aynı öyle bir baba!

Yeniden teşekkürler.
S.A.
5 Ocak 2013

Reklamlar

Fitanne.com röportajı

“Türk annesinin annelik modeli temelde en güzel modellerden biri: Anaçlık. Amerika, sevgi göstermek için resmen eğitim alıyor! Bizim sorunumuz, yerleşik bir disiplinsizliğe doğmuş olmamız. Trafiğe bak, neden bahsettiğimi anlarsın. Saygı göstermeyi öğrenmemiz gerekiyor. Çocuğa saygı göstermek söz konusu olduğunda annelerin aşırı korumacı eğilimi işleri kolaylaştırmıyor. İthal edilen bazı ebeveynlik yaklaşımları korumacılığımızı da, disiplinsizliği de depreştiriyor. Anneler ve bazı uzmanlar bu noktayı kaçırabiliyorlar. Bizim eksiğimiz genel anlamda güven, disiplin ve tutarlılık.”

Röportajın devamı: http://www.fitanne.com/anneligin-otesinde/

Anneliğin Yeniden Keşfine Hazır mısınız?

“Amerika ve Avrupa’da Doğal Ebeveynliğin çarpıklığını ortaya koymuş ne kadar çok uzman ve sosyolog olduğunu görmek beni şaşırttı mesela. Ne yazık ki moda yaklaşımlar ülkemize geldiğinde tenkitlerden hiç haberimiz olmuyor. Çoğumuz analitik düşünemiyoruz, eleştiriye açık değiliz ve Amerika’ya özeniyoruz. Türk annesi genetik olarak doğal ebeveyndir! Neden ritüellere ve etiketlere ihtiyacımız olsun? Bir de aşı karşıtlığını irdelerken çok acı şeyler öğrendim. Bundan her bahsedişimde fena oluyorum, en iyisi açın kitabı, okuyun.”

Röportajın tümü için:
http://www.annecee.com/portre/1843